1.7.09

Noktanın Gölgesinde Alemler

El değmemiş bir âlem doğurursunuz iğnenin ucundan bin bir sancı, yara ve nereye gideceğinin bilinmezliğiyle. Her an mücadele etmek, başkası olmakla kirlenmeden anlamak diğerlerini ve anlatmak için bir dünya çizersiniz en baştan. Boşlukta asılı ipler gibi etrafınızda salınan anılara, çağrışımlara tutunursunuz; güneşin altında yeni bir şey doğar.
Doğar ve düşer…

Belki bir yaraya merhem, kırığa destek, soğuk tende sıcak bir dokunuş ya da bazen sadece, ‘bak bizde de var o yaralardan, yürüyelim mi birlikte’ demek için özgür kalsın istersiniz yarattığınız o cümbüş.

Siz âlem doğururken zamanın kendi ritminden sarhoş olup yıkıldığı bir boşlukta, bir başkası tek bir nokta doğurur tek bir anda; süzülür, bir zerre toz gibi asılır bulutlarınızın üstüne. Renkler solar, biri için diğerine kıyamadığınız onca ses küskün bir griye bürünüp susar.

Yapabildiği için yapan bir noktanın gölgesi kuşatır çeperlerinizi, sizi dinlemek isteyen herkes, o noktanın izin verdiği bir deliğe dayamak zorunda kalır kulaklarını.

Bir an gelir dokunur evrenin sırlarından biri varlığınızın uç noktalarına, içinizde bir şeyler yerinden oynar; zevkten, acıdan ya da belki alışılmamışlıktan titrer kalem kâğıdın üzerinde. Duyulsun, bilinsin istersiniz. Tutup ucundan kararsızlıkla teslim edersiniz onu, başka gözlere sunabilecek imkânı elinde bulunduranlara. Belki kibirden, belki, ‘ben de varım ve sizin varlığınız benimkine bağlı’ demek için tek bir kelime örüp keskin lehimlerden ve vehimlerden, deli gömleği gibi geçirirler cümlelerinizin üzerine.

Bir âlem bir noktaya esir düşer. Renkler solar, cümbüş susar.

Hiç yorum yok: